SU YOLCULARI - R.Ş.GÜNGÖR

 
 
 Yazarın Yazıları
SU YOLCULARI
KAYIP RUHLAR KIRAATHANESİ
 Son Eklenenler
SON TREN YOLCULUĞU
BOŞ VAKİT NEDİR?
DİKKAT
Tüm Yazılar »
Arkadaşına Gönder
Resmin büyük bir boyutunu görmek için tıklayınız...

SU YOLCULARI

  

Bir hışımla girdim eve. Silahı indirdim duvardan. Fişek kemerini belime bağladım. Kerem’i vuracağım. Öyle sinirliyim. Öyle kızgınım. Burnumdan soluyorum. Nefes alış verişlerim kesik kesik.

Kapıda annemle hapap olduk. Durumu anladı. Gözleri faltaşı gibi açıldı. Yüreği kabardı. Eli ayağı döküldü, bana mani olamaz sandım, yürüdüm. Kenara çekildi, kapının yarısında o duruyor, yarısından ben geçiyorum. Tam çıktım, kurtuldum elinden, bu iş bitti, o herif son nefesini alsın diyordum ki sırtıma çok güçlü, çok sert, çok kararlı, ani bir yumruk indi. “Ver onu. Kırdırma kafanı!” Kırmalı elimden düştü düşecek. Verdim anneme. Fişek kemerini de kardeşlerim çözdü. Ayazda, pervazın gölgesine oturdum ağladım.Kerem kim oluyor ki bana su vermiyor. Bugün su hakkı bende, sıra bana geldi. Pamuk kuruyor. Yaprakları solu soluverdi. Kendi tarlası yemyeşil daha. Ama iş öyle değil. Adam Zarcı’nın sağ kolu. Dediğim dedik, çaldığım düdük. Elbet bir hesaplaşması olur bunun. Bugün sabır çekerim ama elbet bir tongaya düşürürüm onu.Akşam oldu. Bende surat bin beş yüz. Babam, yok, ağabeyim davarda. Kardeşlerim de seslerini çıkarmıyorlar. Sofraya varmadım. Erkeklik taslıyorum.O kederle, Kerem’in kiniyle uzandım. Göz gözü görmez, kuş uçmaz, kervan geçmez karanlıkta uyandım. Küreği omuzladım. Kanala gidiyorum. Peşimden ayak sesleri. Kerem duydu da peşime takıldı sandım. Yolun kenarına çalıların arkasına saklandım. O cılız, arık, çirkin, kalın kaşlı adamdan korkmuyorum ama Zarcı’nın hav havcısı çok. Yaklaştı biri, baktım Mor Murat’ın Hüseyin. Sen miydin yahu dedim. Ses verseydin ya! Abi on dakikadan beri seni çağırıyorum ama duymuyorsun ki! Bir hâl var sende. Yok yahu dedim. Biraz mahmurluk işte. Yürümeye başladık, arkamızdan Muhtarın Musa, Ökkeş’in Veli, Kocakurt’un Aslan da geldi. Orta oymağın gençleri toplandık. Kanala gidiyoruz. Su yolunu temizleyeceğiz. Ark boğazını bizim tarafa çevireceğiz. Kanalın mıcırlarını ata ata tarlalara kadar geleceğiz. Güneş yüzümüzü yalamaya başladı. Açlık, susuzluk duymuyoruz. Gençliğin direşkenliğiyle vuruyoruz kürekleri. Aslan, aygır gibi. Üç insan gücü var desem inanın. Yan yana çalışıyoruz. Geri kaldığımda benim sıradaki mıcırları da atıyor. Arkın ortasına onu verdik ki biraz daha çukur açılsın, su rahat aksın.Tarlalara elli metre kadar kaldı. Kerem, çamur yüzü görmemiş küreği omzunda müstehzi selamıyla yaklaştı. En öne indi, kanalı ayıklamaya başladı. İçim kabarıyor, şunu öldür diyen bir sesin dalgaları bütün bedenimi yutuyor. Kimsenin gıkı çıkmıyor. Aslan bile sus pus oluyor. Kerem de cılız mı cılız, üfürsen düşer. Kabile gücü böyle bir şey işte.Su yolu temizlendi. Ark doldu geldi. Tarlalara tuttuk. Benim pamuk baştan beşinci sırada. Suyu yoluna verdim, düzene bindirdim. Arkın başındaki dutun gölgesine oturdum, sırtımı toprağa verip az nefeslendim. Akışı göreyim diyerek doğruldum ki gözlerime inanamadım. Hatların arası kararıyor. Hani yıldır yıldır akan su nerede?Koştum gevere. Kerem arkadan dolaşmış, Musa’nın, Aslan’ın, Veli’nin hatlarını kapatmış, onları eve göndermiş, benim hattı da kapamış, beklemeye başlamış. Nasıl kapatırsın suyu? Göz gözü görmezken çıktık yola, arkı temizledik geldik. Sen şuradan şuraya iki kürek salladın, suyu eline aldın. Çok konuşma. Ağzından çıkanı kulağın duysun. Ötekiler kadar aklın yok mu? Öğleden sonra gel. Herkes bilir ki bizim burada öğleden sonra damla su kalmaz. Kerem’in ettiği lafa bakın hele.Aç ulan geveri, dedim. Zarcı’nın adamıyım diye herkesi teraziye getireceğini sanıyorsan yanılıyorsun.Küreği kaldırdığı gibi yürüdü üstüme. Geri çekildim, ben de kaldırdım küreğin demirini. Ama korkuyorum. Kerem benden arkalı. Onu sağda solda gözetleyen, kollayan var. Ben ise tek tabancayım. Üç kişi olsalar, üç yumrukta işimi bitirirler. İndirdim küreği, pamukların ortasına fırlattım. Beş metre kadar uzaklaştım. Seni dedim, yaşatmam ulan, haddini bildiririm sana. Konuşma dingil paçasız gibi laflar etti arkamdan. Lafının çoğunu da duymadım. Adamları bir yerden çıkar saldırır diye de ödüm kopuyor. O hışımla girmiştim eve ama valideye yakalandık işte. Aradan bir hafta geçti. Kerem’in çocukları bizim evin arka bahçesine gelmişler. Baktım, çocukları alıyor. Bağırdım, seni burada bir daha görürsem öldürürüm. Adamın arkası var, korkar mı?Korkmasın fakat ben kararlıyım.Pamuğu üç gün sonra sulayabildim. Ben tarlada oraya buraya koşturur, bir damla su için yırtınırken Kerem, söğüt gölgeliğinde keyif ediyor. Öyle ha, böyle ha derken bir ay geçti. Pamuklar kozalarını açmaya başladı. Bu vakitlerde daha çok su ister tarla. Ya Kerem’i öldüreceğim yahut pamuğun susuzluğuna katlanacağım. Katlandım.O ara pancarlar sökülmeye başlandı. Elde avuçta yok. Yazıya el işine gitmeye başladım. Söküyor, kesiyor, kamyona yüklüyoruz. İki hafta çalıştım. Sonra analdım ki işçi başı Kerem. Uyanık, kendi gelmemiş, milletin sevdiği bir amcaoğlu vardı, onu göndermiş. Biz de İsmail hak yemez, ondan kemlik gelmez diyor, harıl harıl çalışıyoruz. On dördüncü gün paralarımızı istedik. Herkesle beraber ben de istedim. Seni çağırmadım, git tarlanı sula demez mi? İsmail’e baktım, onun da sesi çıkmıyor. Biri bir söz eder, bunun hakkını yeme ağa, emeğini ver, der de paramı alırım dedim ümitlendim. Sonra verir diye bekledim. Haftalar geçti, aylar geçti emeğimi vermedi. İsmail gizlice geldi bir kere. Üç yevmiye koparıp getirdi. Onu da başkasının adını vererek almış. Bana getireceğini söylese o kadarını alamazdı.Kış geçti. İçimde kin büyüdükçe büyüyor. Tarlalara tohumları ektik. Sulama yaklaştı. Kahvaltının ardından iş bölümü yapıyoruz. Babam, elmalara, ben eriklere, ağabeyim hayvanlara, kızlar ot yolumuna, annem, gelin bacım ve benim kaşık düşmanı evde kalan hayvanlara… Minareden bir ses yükseldi. Sandım ki Kerem öldürülmüş. Ölmemiş hergele. Lanet ayağını camiye sokmuş, mikrofonu açmış, “Kanala gidilecek, her evden bir kişi mecbur katılacak.” diyor. Eriklerin işini erteledik, kanala ben gideceğim. Caminin bahçesine toplandık. Kerem’in römorkuna doluştular, binsem mi, binmesem mi? Binmem ulan dedim. Yürürüm on yedi kilometreyi. Neyse ki Zülkadir niyetimi anladı. Atını işaret etti. Ata bindim, küreği yanlamasına kucağıma uzattım. Dehledim. Akşama kadar var gücümüzle çalıştık. Kerem başımızda kahya. Öte gidiyor, beri geliyor, yukarı çıkıyor. Şurayı biraz daha kazın, diyor. Dişlerimi sıkmaktan çenem ağrımaya başladı. Şurada, arkın başında beklerken, arkadan yanaşsam, küreğin keskin tarafını kafasına indirsem, üç dakika sürmez ruhuna fatiha. Çevresi belalı. Aynısını bana yaparlar. Onlardan çekiniyorum. Su ikinci gün geldi. Erken saatte çıktık yola. Vardık ki ne görek. Kerem suyu tarlasına tutmuş, arkın başına da dikelmiş. Ötede Veli, solda Aslan, Musa, Hasan, Ali… Kaldık öyle. Halil’le, İbrahim’e birer gever vermiş. Tarlası büyük. Bizim beş kişi paylaştığımız suyu kendi tek başına çeviriyor. Azar azar da amcaoğullarına vermiş. Benim tarlanın başındaki dutun gölgesinde toplandık. Güneş hafif hafif yakıyor. Yağı daha tam değil. Aslan’ın gözüne baktım. Belaya bulaşmayalım der gibiydi. Veli de çekinir bir hal aldı. Musa’nın kini gözlerinden anlaşılıyor. Çıkınlarımızı açtık, Halil İbrahim sofrası. Kimin canı ne isterse yesin, serdik gölgeye. Ekmek kızartması, kuru tarhana, birer dilim peynir, ekmek arasında lor, çökelek… yedik. Dedim ki, Hasan, Halil’i tutsun; Veli de İbrahim’i. Siz de bana arka çıkın. Çıkınları topladık. Hasan Halil’i lafa tuttu, Veli de İbrahim’i. Fırsat bu fırsat dedim. Atıldım Kerem’in üstüne. Kanalın kamışlarını biçmek için yanımda taşıdığım kör orağın burnuyla kafasına indirdim. Uy anam dedi. Kafasını tutmaya çalışırken, bana döndü. Bir de ensesine indirdim. Aslan öyle bir yumruk indir ki gök inledi sanırsın. Musa bir ayağına, Ali öteki ayağına tekmeyi atınca Kerem yığıldı. Hepimiz çullandık. Paramparça oldu kafası. Halil’le İbrahim feryadı basıyor. Bizim çocuklar ağızlarını kapamaya çalışıyor ama onlar çırpınıyor, yapmayın din iman yok mu bağırıyor. Bunca yıl bize haksızlık ederken din iman vardı da şimdi mi yok, diyor tekmeyi suratına suratına indiriyoruz.Kerem’in hırıltısı kesildi. Aslan bana baktı, yeter demekti bu. Geri çekildik. Ağzı toprağa gelmiş, yüzü görünmüyor, nefes alıyor mu, almıyor mu belli değil. Amcaoğllarını bıraktık. Çırpınmaktan dermansız düştüler. Halil, koştu nabzını yokladı. Öyle bir bağırdı, öyle bir bağırdı ki yazı yaban duydu sesini. Öldürdünüüüüüüz! Öldürdünüüüüüz! Katiller! Alçaklar! Halil sever bizi. Can havliyle ne dediğini bilmiyor. Baktık, köyde bir gürültü koptu. Motorlar, art arda düzülmüş, atlar tırısa kalkmış üzerimize geliyor. Ağanın iti çok. Bizimkilerde kırmalıdan başka silah yok. Dümdüz ova. Aslan’a, kaçalım dedim. Bu itler bizi keser dedim. Arkamızdan gelmesinler diye Halil’le İbrahim’in kafasına tekmeleri indirdik. Tabana kuvvet, Kürt köyüne doğru kaçıyoruz. Kurdun yönü çobanın avlusu. Kürt köylüleri de ağanın samimi adamları. Altı kişiyiz. Saklanmamız da zor. Birimiz kımıldasak belli olur. O kadar ayak izi bizi takip ediyor. Arkları nasıl atlıyoruz, görmeliydin. İki metre genişliğinde var. Kaça kaça Kürt köyünü geçtik. Bir kalabalığa yaklaştık. Yüzleri asık adamların. Ortada biri yatıyor boylu boyunca. Aslan, kendini topladı, selam verdi, ne oldu hemşerim, dedi. Onlardan biri, şerefsizin biri dayımı vurmuş dedi. Tek kurşunla kalbinden vurmuşlar adamı. Katili buldunuz mu, dedik. Yazıya öte kaçıyor, jandarmaya haber verdik, karşısına çıkacak dediler. Aslan’a baktım. Kıstırıldık, dedim. Nereye kıstırıldın dedi adam. Kekeledim. Hayatla ölüm arasına deyiverdim.  Onlar da iki tarafmışlar. Su yoluna canından olmuş adam. Ali günler sonra ilk defa konuştu: “Sanacaklar ki biz de Kerem’i aynı yolda geberttik. Birikti gardaşım birikti. Şuramıza geldiydi. Dayanır hal galmadıydı.” dedi. On yılım var daha. Aslan’la ben cinayetten, diğerleri yardımdan yattılar. Bunlar üç yıl sonra çıkacaklar, ikimiz ise, on yıl daha volta atacağız şu soğuk koridorda.Yirmi yıl da ben yedim, dedi yanımızdaki. Dokuz yılını yattım on bir yıl kaldı. Dayımın katilini temizledim. Dayımı su yolunda öldürmüş adam. Jandarma yakalayamadı. Mahkemede davacı olmadık. Peşine düştüm. Bir yıl sonra herifi arabaya binerken temizledim. Ağam bakar çocuklarıma. Avrat gelmez olduydu ziyaretime. Geçen gün amcaoğlum geldi, yengem ağır hasta, dedi. Yıkıldım efendi! Ağam bakar, sandıydım, bakmamış demek ki. Veli cezerye getirdi geçen gün. Bütün koğuşa dağıttık.Ali son gelişinde keyifsizdi. Yüzüme baktı, gözleri bulutlandı. Abi dedi, yengem seni sayıklıyor. Ne demek ulan dedim. Benden duymuş olma ama Ayfer yenge buhranlar geçiriyormuş.Dayısının katilini öldüren adamın eşi bir ay sonra geldi. Yol parası bulamamış. Kimselere de söyleyememiş. Evden çıkmayınca hastalandı sanmışlar.Bizimki de büyük oğlanın elinden tuttu geldi. Görüş odasına aldılar. Sarıldım Ömer’ime. Nuran dedim, ne buhranı geçiriyorsun? Yok yahu dedi, millet uyduruyor. Tarlada çalışıyorum, bahçe kazıyorum, akşama kadar yorgunluktan bir hal oluyorum. Akşam da erkenden uyuyunca dedikodu çıkardılar. Hayat, dedim, bir kararda durmasını bilmez misin? Sen de su yolcuları gibi akar mısın kanaldan kanala.
 

Bu yazı 117 kez incelenmiştir.