Günlerin nasıl geçtiğini anlayamayınca hiçbir şeye vaktinin kalmadığını sanırsın, biraz daha dinlenmekten kime zarar çıkacağını hesap edemezken; yağmurun yağışında, evinin penceresine düştükten sonra duruluğunu yitirmiş su damlacıklarını avuçlayıp yüzüne sürmek kadar keyifli bir şey olmadığını düşünürken. Kapından içeriye girmesini beklediğin küçük bir kedi yavrusudur belki de, seni mutlu edecek olan. Hatalarına gülünçlük etkisi katmak için, haklı olduğunu savunarak bir haksızlığı daha önleyemesin.
Bu yaşlı gezegen üzerinde hepimiz insan olarak etik yaşayan canlı varlıklar. Nerdeyse toprağın dile geleceğinin yakın olduğu bir zamanda, bunca kavga ve kargaşanın sebebini neye bağlıysa iyiliği bir şekilde kendimizden uzaklaştırdığını anlayabildiğimiz halde, hala sürdürülmesinde ısrar edilen zalimliğe hâkim çıkarların egemenliğinin hükmü üzerinden huzur arayanlar için midir bunca çaba? Geçmişte olanların hiçbir ibretlik düşünülecek tarafı olmadığı mı ortaya dökülmeli, yoksa hala fani bir uykudan uyanışa varacağımız zamana dek sessiz kalmayı tercih ettiğimizi yeğlemeyi mi? Bunun kararını verirken çevrede olanların akıllardan geçirilmesine bile gerek yoktur. Çünkü apaçık olan bir şeydir kio kadar çok sayıdaneticesi talihsizlikle yaşananolaylar her daim vurdumduymaz olmayıbenliğimize işlemiş olarak dönüşüyor kendimize. Artık elimizde yapacak hiçbir şeyin olmadığı çaresizliğiyle geleceği düşünmekteyken, umutsuzluklarını kırmış olarak duraksamadan istikrarlı olarak yükselmekte olanları örnek almak yerine bırakın sürekli kendi halimize yakınıp olduğumuz yerde bir iki adım atarak kendi içimizde böylece avunalım. Esas şuurlu ayrımı yapmayı, düşünmekten aciz olanların insafına bırakmayı daha ne kadar sürdürebiliriz.
Tüm bunlara durağanlık getirecek, çevreye yankılanma verecek sesten eksiklenmiş bir toplumun birey unsuru olmaktan vazgeçmeyi istemeye değil, çözüme gidecek yolların aydınlatılmasına varalım biraz daha fazla azmederek…