Sevdiğim bir şarkının sözleri arasından çıkıverdi. Ne doğru söylemiş yazar. Çok konuşmak, daha da kötüsü boş konuşmak… Şüphesiz karakter analizi; cehalet...
Binlerce kelime sarf edip de bir tema koyamamak arasına yahut tek cümlelik meseleyi saatlerce anlatmak. Fayda getirmeyecek dedikoduyu ballandıra ballandıra dillendirmek. Ben mi çok sık rastlar oldum yoksa insanlar gitgide içi boş birer varlığa mı dönüşüyor bilmem de, durumun vahameti gün gibi ortada. "Gün" dediysek şimdi, altın günlerimizden bahsetmek Allah'ın emri. Kendimi içinde buluverdim geçen. Meraklanırdım ya, saatlerce ne konuşuyor bu insanlar. Fırsattan istifade diyelim, sustum ve dinledim. Meğer ne derin mevzularmış onlar. Kimi kaynından, kimi komşusundan, kimi çocuğundan, kimi hepsinden dertli. Ne denir ki, yazık. Tek dertli kendisiymiş gibi durmamacasına konuşup deşarj olan insana çok yazık. Dert denirse bunlara..
Hem insanı insana anlatmak da ne? Değişen ne? Kaybedilen zamana yazık. Konuşarak değil, susarak yücelir insan. İçini doldurmadıkça da zaten; kelimeler boş, soyut, cansız. Çok lüzumsuz.